Pazar, Nisan 19, 2026

BÖLÜM 3

 

Sabah, İstanbul’a her zamanki gibi geldi; yavaş, isteksiz ve gri. Ama Komiser Cemal için sabah, bir günün başlangıcından çok, bir önceki gecenin eksik kalan parçalarının devamıydı.

Karakolun kapısından içeri girdiğinde içerideki hava her zamanki gibi ağırdı; kahve, eski dosyalar ve uykusuzluk kokusunun birbirine karıştığı o tanıdık atmosfer. Masasına doğru yürürken zihni hâlâ olay yerindeydi. Gördüğü şey yalnızca bir cinayet değildi bu, bir mesajdı.

Cemal ceketini sandalyeye bıraktı, dosyayı açtı. Ela. İfadesini bir kez daha okumaya başladı. Satır satır. Kelime kelime.

Kapı. Aralık kapı.

Ela, eve geldiğinde kapının aralık olduğunu fark etmişti. Bunu açıkça söylemişti. Ama ardından ne yapmıştı? Yukarı çıkmış, saatler sonra tekrar inmişti. “Bir his” yüzünden.

Cemal sandalyesine yaslandı. Bu, insan doğasına aykırı değildi belki ama tam olarak tutarlı da değildi. İnsanlar ya meraklarına yenik düşerdi ya da korkularına. Ela ise ikisinin arasında kalmış gibiydi. Bu, hesaplanmış bir gecikme değil, daha çok kararsızlığın ve korkunun bir yansıması olabilirdi.

Kapı çaldı. İçeri İlker girdi; elinde iki kahve, yüzünde uykusuz bir dikkat. “Günaydın amirim.” Cemal başıyla selam verdi. “Dosyaya baktın mı?”

İlker kahveyi masaya bıraktı, sandalyeye oturdu. “Baktım. Ama açık konuşayım… bu normal bir cinayet değil.”

Olay yeri fotoğrafları masanın üzerine yayıldı. Selim Bey’in bedeni. Artık bir insan bedeninden çok, bir düzenlemenin parçası gibi görünüyordu. Göğüs kafesi açılmıştı—ama bu bir öfke patlamasının sonucu değildi. Kesiler düzgün, simetrik ve bilinçliydi.

“Bu işte bir düzen var,” dedi Cemal. “Rastgele değil.” İlker başını salladı. “Adli tıpla konuştum. Kesiler çok temiz. Amatör biri yapamaz. Ya tıp bilgisi var… ya da bunu daha önce yapmış.”

Cemal fotoğraflara baktı. Düzen. Mesaj. Sembol. “Eğer öyleyse,” dedi yavaşça, “bu sadece başlangıç.”

Bir süre sessizlik oldu. Sonra Cemal dosyayı tekrar eline aldı. Ela. Tanık.

“Bir şey hâlâ oturmuyor,” dedi Cemal. İlker baktı. “Ela mı?” Cemal başını salladı. “Kapıyı görüyor ama içeri girmiyor. Saatler sonra geri dönüyor.” “Belki korkmuştur.” “Belki,” dedi Cemal. “Ama o zaman neden geri dönüyor?”

Cemal dosyayı kapattı. “Onu tekrar çağıracağız,” dedi. İlker başını kaldırdı. “Şüpheli olarak mı?” Cemal kısa bir an düşündü. “Hayır. Henüz değil. Ama bu sefer… sadece ne gördüğünü değil, ne hissettiğini de anlatmasını isteyeceğim.”