Pazartesi, Şubat 26, 2018

2702

sabahın erken saatleri, denize gölgesi yeten bir şehrin acı çığlıklarını anımsatan martı sesleri. sokakta kimi yılların alışkanlığına boyun eğmiş sakin, kimi  kavgasıyla güçlü yankılanan düzensiz ayak sesleri.

002081022072

Uykumdan bastıramadığım çığlığımın sesiyle uyandım. Gözlerimi açtığımda henüz güneş doğmamıştı. Ellerim istemsizce boynuma uzandı, boğazım acıyordu. O korkunç rüyayı tekrar görmeye başladığımı bilmek, bende tekrar tekrar çığlık atma isteği yaratıyordu. Koşabildiğim kadar uzağa koşmak ve bu korkunç halimden uzaklaşmak istiyordum. Bunun yerine yattığım yerden doğrulup gece baş ucuma bıraktığım bardağa uzandım. Su ısınmış, içimdeki ateşi bastıracağına daha fazla su isteğine sebep olmuştu. Pencereden sızan sarı ışığın altında odaya baktım. Uzun zamandır yatağımda uyuyamıyordum, salondaki bir kanepeyi yatak olarak kullanmaya alışmıştım. Yerimden kalktım, ayaklarım soğuk taşlara değdiğinde ürpersem de, bu bana kendimi iyi hissettirmişti. Bunun gerçek olup olmadığını sorguladım. Komik, sanki insan gerçeği bilebilirmiş gibi.

...

Pazar, Aralık 17, 2017

237. gün

Biliyorsunuz, uzun süredir hasta ve yalnızım. size hiçbir şeyin değişmeyeceğini ve içimdeki karanlıktan kurtulamayacağımın farkında olduğumu söylemiştim. Buna rağmen bana umut verdiniz ve kısa bi süre için de olsa onlardan olmanın nasıl bir his olduğunu tatmama yardımcı oldunuz. Bu yüzden sizden nefret etmem gerektiğini düşünüyorum ancak biliyorum ki sizin bir suçunuz yok. Ne içimdeki karanlık ne de kurtulamadığım bu gölgeler sizin suçunuz. Siz benim için elinizden geleni yaptınız, teşekkür ederim. Bazı şeylerin değişmesini ummuştum, yazık ki hayattan bir şeyler beklemek çoğu zaman boşunadır. O geceyi biliyorsunuz, hayatımın en karanlık ve uzun gecesi. Yüzyıllarca süren o gecenin ardından, dün gece uyku ile uyanıklık arasında kanımda bol miktarda yabancıyla beraber bir düş gördüm. O geceyi bir gölge oyununda izlemek gibiydi. Öleceğimden emindim ama gördüğünüz gibi ne yazık ki hala buradayım. Bunlar bir veda, günah çıkarma, affedilme yahut affetme arzusuyla yazılmış satırlar değil. Bunlar sadece elektrik tellerinin sokağıma düşüşü.

Güzellikten çok kusursuzluğa olan düşkünlüğümden ve arayışımdan haberdarsınız. Törenler Kitabında konuğun ikram edilen ilk fincana ağırbaşlılık ikinciye ise saygılı bir hoşnutlukla karşılık verilmesi gerektiği yazar. Çok daha derin ve ayrıntılı olmakla birlikte benim beklentilerim de benzer kurallar ve alışkanlıklar üzerinedir. Konfüçyüsün ardından yetişen herkes gibi yahut her Talmudcu gibi bu kusursuzluk arayışının hakim olmasına engel olamıyorum. Lakin biliyorum ki kusursuzluk arayışındaki ben, kusursuzluktan çok uzak; bozuk ve çürük bir yapıya sahibim.Bunu değiştirebilecek hiçbir güç yok. Bu çürümüşlüğü maskelemek ve saklanmak adına sürekli kendimi içinde bulduğum değişim hevesleri, şimdi görüyorum ki; bakışlarıma, mimiklerime hatta ten rengime varana kadar işledi. Kusurlarımdan kaçtığım her gün için aynada kendime biraz daha yabancılaşmaya başladığımın farkındayım. İçimde kendi yarattığım ve artık kontrol edemediğim -daha çok kontrol etmekten yorulduğum- bu farklı benlikleri daha fazla taşımak istemediğimden kontrolü devralmalarına izin vereceğim. Bu kararı çok uzun zaman önce vermiştim fakat ne yazık ki cesaretimi yeni toplayabiliyorum. Doğru olanı yaptığımın farkında ve memnunum.

Umuyorum ki bu kararla beraber çevremde yarattığım kara delikten pek çok kişiyi kurtaracağım. Kendime ve size bir teşekkürü borç bilir, katii suretle bu durumdan sorumluluk hissetmemenizi umut ederim. Aksine benim için en iyisinin bu olduğunu bilmelisiniz.

Teşekkürler ve hoş kalın.

-ö.

Salı, Haziran 20, 2017

gök gürlüyor, korkuyorum tenim  karıncalanıyor korkudan beynim uyuşuyor tenim alev alev alnımı yanaklarımı duvarlara bastırıyorum soğuk suyun altında oturuyorum saatlerce yağmurun altında durmak istiyorum üzerimdeki pislik üzerimdeki yalan üzerimdeki bu kan aksın istiyorum bu sahte ağrılarınız ağıtlarınız bu sahte hayatlarınız aksın ben size ne yaptım içim yanıyor içim kavruluyor kanım kuruyor gözyaşımda boğulmak istiyorum. gözyaşım yok, korkuyorum çok korkuyorum nefret ediyorum. hepinizden sesinizden, soluğunuzdan, akan kanınızdan, kapanan gözünüzden, göğsünüzden, ellerinizden, bileklerinizden. hepinizi öldürmek istiyorum tüm dünyayı yakmak yıkmak hepinizin ölüsünün üstüne basıp bir sigara yakmak. içimdeki kini görseniz kör olursunuz, içimdeki çığlıkları ölüm arzunuzla kıvranan ruhumu duyabilseniz kulaklarınızı kesersiniz. kabul edemiyorum yalanlarınızı kabul edemiyorum inanamıyorum neden neden neden tek düşünebildiğim neden hepinizden nefret ediyorum en çok senden yüzlerce kez milyonlarca kez senden dudaklarından sesinden gözlerinden senden nefret ediyorum. neden, yalvarırım bana cevap ver neden. neden. beni en çok sen anlarsın beni sadece sen anlarsın sen bensin neden. neden yaptın neden içimde kalan son inancı söküp aldın benden neden yalan söyledin bana neden. senin için kendimden vazgeçmeye hazırdım aşk değil sevgi değil, ben senin bir anlık mutluluğuna ömrümü vermeye hazırdım sen bendin sen mutluluğu bil istedim sen gül istedim sen en çok kendini sev istedim benim sahip olduğum tek şey bir gün bulacağıma inandığım cevaplardı benim sahip olduğum tek şey umutlarımdı. umudumu aldın. hayatımı çaldın. inandığım her şey yanıp kül olduğunda ardımdan bir sigara yak. benim için çek içine. benim için öldür kendini. bana şiirler okuma. bana ölümler vaatet

Cuma, Şubat 24, 2017

makber

gözlerimde hiç doğmayan günlere hasret var. Ne zaman biter bu yalnızlık hissi ne zaman susar sorular. ne zaman bitecek bu depremler, ne zaman dinecek yağmurlar. Ne zaman bulacağım aradığım o bilinmeyenin yolunu, bu yokuşlar nerede biter sen bilirsin her şeyi, cevap ver baba.

gittiğim her şehirden bir avuç toprak getirdim, camın önünde durur hepsi, senin yanında. göremediğin dünyaları getirdim sana, hep merak ettiğin dünyaların kokularını doldurdum şişelere. biliyorum hep benim yüzümden, hiç fırsat bulamadın görmeye. belki pişman oldun, ama hiç söylemedin hayatını bana verirken. sen kendine bir hayat kurmadın baba, hayatını bana kurdun. saatini hep ileri alırdın, geç kalmaları sevmediğinden. ölüm seni tanımamış belli, kolundaki saate kanmış.

sessizce kalkıyorum soğuk yatağımdan, zaten uzun zamandır ısınmıyor geceler. içimde sabahlara korku, içimde dayanılmaz acı. boğazımda düğümlenen anılar, hiç geçmeyen keşkeler. kelimeler bile susturamıyor içimdeki çığlıkları, içimde hiç dinmeyen dünlerin ağıdı. çıplak duvarları izliyorum camdan belli belirsiz vuran güneş ışığında, başucumda bıraktığım saatinin camından tavana yansıyan ışığı izliyorum. seni anımsatıyor o da, diğer her şey gibi. seni düşünüyorum nefes alıp verişlerimin durağında. yaşamak dayanılmaz acı. hatıraların çok öncesinde yaşanmış başka bir hayatın cehennemi bu. evet yaşamak dayanılmaz acı. dayanamıyorum daha fazla kendimi sokaklara atıyorum, sokaklar dar gelecek biliyorum, sokakların duvarları kalın. sokaklar dar gelirse denizlere gideceğim, denizlerin dibi bataklık. insan nasıl yaşar, ellerim hep toprak gözlerim hep kan, yaş. ellerin gibi, ellerin hep yaş. ayakkabılarımı nasıl buldum da giydim hatırlamıyorum, evden nasıl çıktım bu sokağı nasıl buldum yeniden. insanlar geçiyor yanımdan ben duruyorum, yaşıyorlar, koşuyorlar, yetişiyorlar bazen. ben vapurları bile kaçıramıyorum, ben bu dünyaya durmaya geldim. hikayelerini merak ediyorum, isimlerini değil. gözlerine bakmıyorum ama merak ediyorum en sevdikleri renk hangisi. kahvaltıda ne yedi o adam, çayına kaç şeker koyar o çocuk. ben soğuk severim belki merak eden olur, bağıra bağıra soğuk severim. ellerin gibi, kapalı gözlerin gibi, ölüm gibi soğuk severim. sokağın girişinde bir tabela, sarılmak istiyorum tüm sokak isimlerine adın gibi, öpmek istiyorum gözlerinden her evin her kapısının tek tek, senin gözlerimden öptüğün gibi kapı ağzında her akşam. ruhum acıyor, kalbim acıyor. zaman her daim durur bu sokakta, adını gördüğüm o tabelanın altında. kim derdi böyle gideceğini bağır çağır bu hayattan, sessiz sakin bir adamdın sen. ellerimi ısıtır kanının aktığı bu sokağın taşları. taşların üzerinde kör tekerleklerin çığlığı. tek tek kaldırıp bu taşları altında aramak istiyorum en başından beri yaşamın o noktada sonlanan nefeslerini, nefesinin tükendiği yerde karıştığı bu son nefesleri tek tek bulup tutmak ayırmak senden, hatta belki kendimden. çünkü biliyorum. hepsi benim yüzümden.

hiç çağırmasaydım seni o gün oraya, hiç gelmeseydin sen beni görmek için o meydana. ne o araba geçecekti oradan ne sen yürüyecektin arabanın yolundan. ne ben ağlayacaktım yine böyle bağır çağır beni bıraktığın bu yerde. ne gün batacaktı gözlerinden, kıyameti çağırır gibi erkenden. oysa hava güneşliydi, bilirsin hiçbir şeyin kötü olamayacağına inandırır insanı böyle havalar. sen papatyaları gördün mü, kendime aldığım bir buketle elimde, seni beklediğim köşede. beyaz papatyalarımı gördün mü, sen sever misin bilmem, zaten hakkında hiçbir şey bilmem. çayını şekersiz içen insanları bilirim, en sevdiği sayı 2 olanları bilirim. mavi gözlü çocuğun en sevdiği oyuncağı, kırmızı saçlı kadının en sevdiği yaşı bilirim ama senin hakkında bildiğim tek şey bilmediğim her şey baba. kulaklarım sağır, kulaklarım kelimelere sağır, duymadığım sözlere sağır, duymadığım sesine sağır. sırtım üşür şimdi sensiz, hangi ateş verir senin sıcaklığını. şimdi bu yollar nereye çıkar. bu güneşler ne zaman doğar.

gözlerimde hiç doğmayan günlere hasret var. Ne zaman biter bu yalnızlık hissi ne zaman susar sorular. ne zaman bitecek bu depremler, ne zaman dinecek yağmurlar. Ne zaman bulacağım aradığım o bilinmeyenin yolunu, bu yokuşlar nerede biter sen bilirsin her şeyi, cevap ver baba.

ö.

Cumartesi, Şubat 11, 2017

110217

‪ölüm şimdi kurtuluştur kızım,
uzun beyaz odaların esrik yüzlü duvarlarından.‬


hep erkenciydin, hep dakik. sevmezdin uzun oturmalar gibi uzun sohbetleri. parmakların gibi uzundu sessizliklerin ve hep alnına giderdi düşünceli gözlerinden ellerin. hep ölecekmiş gibi yaşadığımdan mıdır bilmem, oturduğun her yerdeki o iğreti duruşun, kendini yoruşun. kimseyi üzmedin kendin hariç ve yine kendin hariç; çok sevdin herkesi. sanırım en çok o kadını sevdin. yoksa bu telaşı neydi ona kavuşmanın. ne vardı böyle gidecek, ne vardı bu kadar isteyecek. ölüm kapında durup sana daha zamanın var dediğinde bile gitmek için apar topar hazırlanışlarının ne gereği vardı. şimdi sensiz bir ev, sensiz bir oda, sensiz büyüyecek ama en çok sana benzeyecek çocuklar bıraktın. keşke söyleyebilseydim, boğazıma takılmasaydı da o yumru gitme diyebilseydim. bıraksaydın da bir kez sarılabilseydim sana. keşke anlatabilsem seni. keşke gözlerindeki hüznü anlatabilsem kelimelerle. keşke dursan bir yerlerde hala, keşke girsen kapıdan ellerinde alışveriş torbaları gözlerinde gitmelere hasretle. yine dakiksin, yine hüzün kokar ceplerin. sevdiğin çiçeklere sarsınlar şimdi seni, dilerim dinsin acıların. söyleyemediğim tüm sevgi sözleri, yanında olsun şimdi.

hoşça kal.

ö.

Pazar, Aralık 11, 2016

612111

çırılçıplak soyunup sularında
susmuş bir şarkıda dans ettim
adını anmaya korkup çığlık çığlığa
sokaklara hep seni söyledim.