Perşembe, Eylül 06, 2012

Cennet

annelik dediğiniz buysa eğer
''ayaklarının altındaki cennet''
başıma yıkılsın anne
yaşamak istemiyorum.

ö.ö

Cuma, Ağustos 31, 2012

Yas

haberinin gelişinden beri
üzerine 14 güneş doğdu.
yine de, aynı yerinde duruyor saatler.
hafif şaşkın bakışlarım, neden bilmem.
hala alışamadım.
özlemse bu...
insan hiç tanımadığı birini özleyebilir mi?
ağlasam ağlanmıyor
hem kimse anlamıyor ki.
nereden bilecekler;
yas tutuyorum bu gün

ö.ö

Uçurum

uçurumların ardı hep deniz
uçsuz mavi
ve iyot kokulu bulutlar
uçurumların ardı hep deniz
ve gözlerin hep birer uçurum

ö.ö

''

-ayvalıkta bir kedi miyavladı bu gün.

Tırnak

nasıl bir anne
yeni doğmuş bebeğinin ölümünü
seyretmek için can atar?
istenmemiş bir bebek bile olsa
azıcık yüreği sızlamaz mı?

asla tanımayacağı,
ama gelecekte ona tıpatıp benzeyecek,
-gözlerini babasından, burnunu kendisinden alacak-
bir bebeğe
kim kıyabilir?

biliyor musunuz, bebeklerin tırnakları var
tırnakları olan bir şey
nasıl kötü olabilir ki?

hem
hiç mi özlemez insan, tanımadığı birini?
sokakta her gördüğünün yüzü satır satır ezberleyip
boğazında hiç geçmeyen bir yumruyla
beklemez mi asla verilmeyecek cevapları?

hiç mi hayal etmez doğmamış olmayı
yahut tutup da kollarından
ben ne yaptım diye sormayı

insanlar çok konuşuyor
ama cevapları hep
mezarlar taşıyor.

ö.ö

Salı, Ağustos 28, 2012

derken;

derken bir cümle çıktı karşıma;

''İstediğin kadar vicdan azabı duy, dua et; umut verip yarı yolda bıraktığın insanın gönül sadakasını, iki dünyada da veremezsin.''

...

Perşembe, Ağustos 09, 2012

Konuşma

''-aman, kendini asmış yüz kiloluk bir zenci,
üstelik gece inmiş, ses gelmiyor kümesten;
ben olsam utanırım, bu ne biçim öğrenci?
hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten.

iyi nişan alırdı kendini asan zenci,
bira içmez ağlardı, babası değirmenci,
sizden iyi olmasın, boşanmada birinci...
-çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen.''


Ülkü Tamer

Salı, Ağustos 07, 2012

Gün Doğumu


kağıttan kesilmiş ay ve yıldızlar,
gökyüzünde bir tek boynuzlu,
dans ediyor rüzgar ve yaprak,
ufukta beyaz bir kedi,
kırmızı karton kutu,
taş sokaklar ve soğuk vücutlar
el ele sevmelerin en uzak ihtimali.
aşkın ilk nefeslerince saf.
penceremde gün doğuyor, sevdiğim, gözlerinden

ö.ö


Gönlümün Yarısı


kirpiğinin ucuna takılmış
bir damla güneş
aman çabuk, yüreğimin yarısı.
hemen sil
sil damlamasın göğsüne
ve yas kokan yüzüne
sen aydınlıktan korkarsın
senlik değil bu güneşli,
deniz kokulu
martı havaları
kirpiğinin ucuna takılmış
bir damla güneş
aman diyim
gönlümün yarısı.

ö.ö


Perşembe, Ağustos 02, 2012

Kağıt

Renkli küçük kağıtlar 
Ve parlak paketler. 
Asla ihtiyaç duymayacağım 
Ama atmaya kıyamayacağım 
Güzel, gereksiz 
Kağıtlar gibi aşk. 
Ayak altında kalmak dışında 
İşlevi olmayan 
Atılmaya kıyılamayan 
Saçma küçük 
Güzel duyguların 
Aldatıcı 
Parlak kağıtları. 
ö.ö.



Sanki

sanki bazı insanlar 
hiç beklenmedik bir anda 
davetsizce hayatınıza girmek için varolmuşlar. 

canınızı acıtacağından, 
-hem de hiç farkında olmadan yapacaklarından- 
adınızdan olduğu kadar, emin olduğunuz insanlar onlar. 

canınızı acıtacağını bilmeniz ve buna katlanmaya hazır olup olmamanız bir yana, 
hayatınızda var olmalarını isteyip istemediğinizden bile emin olamayacaksınız. 

ama en kötüsü, dediğim gibi; canınızı acıtacak ve acıttığını 
asla fark etmeyecek insanlar olmaları. 


üzgünüm, 
onlara aşık olacaksınız. 

ö.ö





Bir kadın

Bir kadın 
Sırılsıklam saçlarından süzülen 
Damlalarca berrak; duru. 
Gecenin omuzları kadar koyu 
Gözlerince derin. 
Bir kadın sevmelerinde tutkulu 
Aşık, kör. 
Sevilmelerinde alaycı, huysuz 
Umursamaz. 
Bir kadın, Ege'de Poyraz; 
Savruk, kızgın, belirsiz. 
Avuç avuç bahar, yağmur 
Tatlı huzurlu, taze. 
Bir kadın, şimdi elleri ellerimde 
Sıcak, küçük... 
Ne saadettir Tanrım, her defasında 
İçimde yeni doğmuş 
Bir kadın sevmek.


ö.ö


Bencilliğin resmi

mutluluğun resmini yapan Abidin 
söyle, 
bana bencilliğin resmini yapabilir misin? 

mutluluk kolay biliyorsun. 
ya bencillik? 
insanların bu kadar ustaca 
bencil olabilmesine 
sen de şaşmıyor musun? 
sanırım. 
bir kedi hatta bir kuş bile 
bencil insandan daha 
layık mutluluğa. 
duyma bunları, 
onların adına 
bencillikten utanıyorum. 

bencilliğin resmine 
beni çiz, 
Abidin 

ö.ö



Gemi

Bırak tek bir yaprak dahi kalmasın dallarında 
Bahar hiç gelmeyecek mi?
Yalanların ortasında bir gemisin çocuk
Karanlık basınca, elbet, yıldızları izleyceksin.
ö.ö

Bana esmeyi anlat

Pencerenin perdesini havalandıran rüzgar 
Denizleri köpük köpük dalgalandıran rüzgar 
Gir içeri usul usul 
Beni bu dertten kurtar 

Yabancısın buralara nerelerden geliyorsun 
Otur dinlen baş ucuma belliki çok yorulmuşsun 
Bana esmeyi anlat bana sevmeyi anlat 
Bana esmeyi anlat esip geçmeyi anlat

Küçük prens

''Büyükler rakamları sever. Onlara yeni bir arkadaşınızdan söz ettiğinizde, size hiçbir zaman önemli şeyler sormazlar. Hiçbir zaman: sesinin tonu nasıl? Hangi oyunları sever? Kelebek biriktiriyor mu diye sormazlar size. 
Hep" Kaç yaşında? Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası ne kadar kazanıyor?" diye sorarlar. Ancak o zaman tanıdıklarını sanırlar onu.'' Küçük Prens.

Sivrisinek

Öyle çok yaş aktı ki, gözlerim kırmızı bir çanağın içine doldurulmuş su yosunları gibi görünmeye başladı. Öyle çok yaş aktı ki; şehirlerdeki ve kasabalardaki hiçbir palyaçonun sahip olamayacağı kırmızı burna sahip oldum. Ve öyle çok yaş aktı ki; dev beyaz peçetelerden oluşan dağı ne Ferhat ve Kerem ne de adını bilmediğim aşıklar delebildi. O gün akşama doğru, -Yahut sabaha. Aslında bundan hiç emin değilim.- tüm nefretimi ve öfkemi kaybettim. Sanırım bu iyi bir şey. Çünkü o günden sonra –sivrisinekler ve güvenilmezler dışında- kimseye böyle bir öfke duymadım. Çünkü birine öfke duyabiliyorsan onu seviyorsun demektir. Aynı zamanda o, senin kanını emiyor demektir.


ö.ö.

Pazar, Temmuz 29, 2012

Tüm çocukluğum





''Ah gel de karıştır kazanımı,
Ve eğer doğru yaparsan bunu
Sana sıcak, güçlü bir aşk kaynatırım,
ısıtsın diye bu gece seni.''

Bu haftayı Harry Potter haftası ilan ediyorum, tüm çocukluğum ve hayallerim.










Hüzün

bir sabah uyandığında içinde hiç kimseye 
ya da hiç bir şeye karşı sevgi kalmadığını hissedersin
yalnızsındır, seni kimse anlamıyordur.
insanlardan kaçmak istersin
ama insanlar seni anlamazlar.
sana kızarlar, sitem ederler onları yüzüstü bıraktığından
şikayet ederler
kimse sana ne oldu demez
hoş deseler de sen cevap vermek istemezsin.
biraz yalnız kalmaya
biraz susmaya
biraz gözyaşı dökmeye ihtiyacın olduğunu anlamazlar.
insanlar bencil.
yalnız onlarla ilgilenmen, onlarla görüşmen
hayatındaki her anı onlara anlatman gerektiğini düşünürler
biraz huzura ihtiyacın olduğunu anlamazlar
bir sabah uyandığında 
gün henüz ilk nefeslerini alırken
aynada kendine baktığında şunu fark edersin
sen bir gecede yeryüzünün en şanssız insanı oluvermişsindir
öyle ki yalnızlıktan nefes alamadığını hissedersin
ağlamak istersin
başaramazsın.
sonbahar hüznü gibi
soğuk havaların duygusudur bu yalnızlık
geçicidir, bir grip gibi.
bir kaç gün dinlenip ruhunu sıcak tutarsan eğer
hiç bir şeyin kalmaz
bundan emin olabilirsin.
soğuk havaların hüznü bu,
güneşli tatillere hiç yakışmıyor.


ö.ö


Papatya



''elde olduğu unutulmuş bir sigaradan uzanan o kırılgan külün, aniden dökülüp hiç beklemediğiniz şekilde elinizi yakması'' kör kütük aşık kızın uyanıp gerçekleri görmeye başladığı an.


hani çok sevdiğin o filmi gördükten sonra
kısacık kestirip saçlarını içtin ilk sigaranı




Çarşamba, Temmuz 11, 2012

Kelimeler

sevişmek yeniden yürürlüğe giriyor
tüm kıtalarda
afrika dahil 


Cemal Süreya



Ve dünyayı, kelimeler ve fikirler değiştirebilir.
tıpkı bir şairin bir kaç kelimeyle dünyayı daha yaşanılır kılması gibi gibi.

Çarşamba, Temmuz 04, 2012

Cemal Süreya'ya ithafen

Hiç kullanılmamış kelimelerle sevdi Cemal
Sevdanın beyazı, gülün akıyla
Bambaşka şeyler anlattı
İçinde iki küçük dansçı olan
Müzik kutusunu mesela.
Küçük oyunlardan uzak tuttu aşkı, 
Ne varsa ona dair, aşka dair
Korkmadı, hiç korkutmadı
Aşkı yaşadı.
Tereddütsüz, lekesiz.
Ellerinde, parmaklarında, şakaklarında
Aşk gibi attı kalbi.
Bir kadın gibi yaşattı aşkı
Güzel ve narin ve zarif...
Yaşadı, yaşandı Cemal.
Şiirinde, satırında, mürekkebinde, nefesinde.
Hiç kullanılmamış satırlarca
Sözlerce ve yüreklerce sevdi
Sevdirdi.
Cemal.

ö.ö

Aklıma geldikçe acırım

''Benim yatmamı söyler, kendisi de başını dizime koyarak bana kitap okurdu. Onu dinler dinler, sonra uyuyakalırdım. Güzel öyküler okurdu doğrusu. Hele sağır Gerasim'le köpeğini anlatan bir tanesi vardı ki, hiç unutamam. Gerasim herkesin yanından kovduğu, yalnız köpeği tarafından sevilen bir adamdı. Onunla alay ederler, yapmadıklarını bırakmazlar, o da hemen köpeğine koşardı... Çok acıklı bir öyküdür bu (Turgenyev'in Mumu adlı hikayesi) Kölelik zamanında geçiyor. Efendisi olan kadın, Gerasim'e, köpeğin uluyup durduğunu, götürüp boğmasını söyler. Ne yapsın zavallıcık götürmek zorunda kalır... Bir kayık alır, köpeği içine koyar, yola düşer... Öykünün tam burasına gelince bir titremedir tutardı beni. Tanrım, insanın dünyadaki biricik sevincini elinden nasıl alırlar? Bu ne biçim düzendir? Öykü böyleledir işte. Hoşuma giden yanı şuydu  : Demek, öyle insanlar vardır ki, bütün dünyası bir şeyde toplanıyor? Çünkü onu köpekten başka sevecek kimsesi yoktur da ondan. İnsanoğlu sevgisiz yaşayamaz, zaten kalbi sevebilsin diye verilmiştir ona. Kadın bana daha çok öyküler okurdu. Ne iyi bir insandı, aklıma geldikçe acırım...'' Maksim Gorki, Bozguncu.




   Hani yolda yürürken yahut evde, kapıya sırtı dönük otururken biri seni izliyormuş gibi hissedersin ya ; bu satırlar da aynı o hissi yarattı bende.
   ''Tanrım, insanın dünyadaki biricik sevincini elinden nasıl alırlar? Bu ne biçim düzendir?''
Sevmeyi ve sevilmeyi bilmeyen insanlardı bu düzeni kuranlar. Oysa bir kalp sevgi, bir yudum baş dönmesi, bir parça da çikolata ne az ne de çok ; söylesenize sevmenin ve sevilmenin hangi kısmı yanlış? Bizi mutsuzluğa sürükleyenler, hayatları ellerinde bir paça tozdan ibaret ; sevgisiz insanlar... 


ö.ö

Pazar, Nisan 08, 2012

Biz

Uzandığım yerden odanın kirli duvarlarını inceliyorum, duvarlar soğuk.
Daha önce fark etmediğim iki yeni örümcek ağını fark ediyorum, biraz korkutucu bakmamaya karar veriyorum.
Bir türlü tam kapanmayan pencereden sızan rüzgar içimi ürpertiyor.
Kirli camlara doğru bakıyorum içeriye günün ilk ışıkları bir hırsız gibi sinsi, süzülüyor.
Mor, mavi belki biraz kızıl.
Masanın üzerinde buruşturulup atılmış kağıtların arasında duran çerçevesi kırık resme ilişiyor gözüm.
Hala aynı bakıyor; soğuk, mesafeli.
Alnına düşmüş perçem gibi şimdi ayrılık.
İkiye bölüyor süt beyaz tenini.
Ağzımda geceden kalma tütün ve ucuz içki tadı.
Biraz da özlem kokulu sen.
Yerde öbek öbek tozlar.
Pencerenin önünde ne ekmek, ne kuş var.
Bir sobamız olsaydı belki kenarında kıvrılmış kavun içi rengi bir kedimiz de olurdu.
Ama sen ve benim, bir ''biz''imiz bile yoktu.

ö.ö

Ölüm

Biri ölür üzülürsün.
Sonra sandalyeye asılı hırkasını görürsün.
Ertesi gün giymek için çıkarıp bıraktığı,
hala buram buram o kokan hırkasını.
Yüzündeki her kırışıklığı,
ellerindeki her çizgiyi ezbere bildiğin birinin
sıcaklığını taşıyan o hırka yavaş yavaş soğurken
sen de soğuyacaksın, unutacaksın.
Her zaman unutulur.
Önce kokusunu,
sonra sesini,
ellerini,
yüzünü...
Ölüm, buz gibi soğuk.
Ölüm, boğazımda hiç geçmeyen yumru.
Ölüm, söylenmemiş sözler;
ertelenmiş hayatlar, keşkeler, hiç yaşanmamış hatıralar...
Ölüm, yavaş yavaş soğuyan hırkanın cebinde unutulmuş bir parça özlem.

ö.ö

-yazılmış bir şiiri, tekrar yazmak gibiydi; seninle olmak-

Perşembe, Nisan 05, 2012

Saatler

Yüreğimde hiç tükenmeyen kavgalar gibi sensiz saatler.
İki düşman, iki kurşun gibi; soğuk, acı.
Katı zamanlara sığdırmak sensizliği,
Senli zamanlardan bile zor.
Zamanlar, gözlerimde hiç dinmeyen yaşlar gibi.
Sarhoş denizlerin çocuğu, havada bir avuç iyot gibi,
Bir ağıt gibi ağır, dumanlı; sensiz saatler.
Ömrün son demlerinde, gün ağarır gibi.
Sensizliğin ellerinden tutar
Dudaklarından ölümü öper gibi.
Yüreğimde hiç bitmeyen kavgalar gibi
Sensiz saatler; acı, sonsuz.
Gün ağarırken biten sevdalar gibi
Sen gibi.


1953 yılının 4 Nisanında, Çanakkale'nin sularında kaybolan
''Sonsuz'' aşkın, sevdalı subayı gibi...

ö.ö.

Pazar, Nisan 01, 2012

Seni seviyorum

Bir süre sonra şunu fark ediyor insan
Ölüm dışında hiç bir şey önemli değil

Ne sen
Ne gözyaşı
Ne de boğazımda bir yumru gibi duran acı

Ama ölümden daha önemli olan ne var
Biliyor musun?

Her ağladığımda,
Mutsuz olduğumda bana sarılacak,
Beni mutlaka güldürecek ve
Bana her zaman inanacak birin
Yanımda olduğunu bilmem.

O, beni asla terketmeyecek
Beni kızdıracak,
Benimle tartışacak,
Ama beni mutlaka, her sabah
Yanaklarıma sakallarını batırarak uyandıracak

Önemli olan orada olması olacak
Her zaman.

Kolay kolay seni seviyorum diyemem
Ama bunu söylüyorsam
Öyle olduğu içindir.
Seni seviyorum
Baba...

ö.ö

Perşembe, Mart 22, 2012

Yalansız

ne mutluydum
sensiz,
yalansız
dünyanın rüyasıyla
şimdi yosun kokulu saçlarım
ve üstümüzde uzanan gecede
boğazımda bir yumru
dilimin ucunda saf öfke.
adını ve yalanlarını al
git şimdi
ne mutluydum
sensiz,
yalansız.

ö.ö

Pazar, Mart 04, 2012

Hata

yağmurlara anlat derdini
bağır, dinlemesin kalabalıklar sesini
bırak parmak uçlarında kalsın külü
hiç sorulmamış hatalarının.
çık sokaklara
onlar senin kadar yalnızlar.
unutulmuş bir şarkı gibi şimdi sokaklar
ayak sesleriyle yontulmuş
uzun kaldırımlar
ö.ö

Günbatımı

Hiç bir gün batımı yarışamaz
Bir kadeh şarabın yüzüne verdiği kızıllıkla.
Yarı mahmur, gülen gözlerin
Omzuma yasladığın uykulu başın
Ve kızılın en koyu haliyle yanakların...
Gözlerin mi yaşlı?
Anlamıyorsun
Hiçbir gri gök yarışamaz
Gözyaşlarının yüreğime verdiği hüzünle

ö.ö

Salı, Şubat 28, 2012

Acıyorsun

zaman geçiyor
canını en çok acıtan şeyleri bile
unutuyorsun
sonra bir an geliyor
aynada kendine bakarken
onu hatırlıyorsun
sanki unuttuğun her şey
bir anda geri geliyor
kendinden
ondan
zamandan
var olan her şeyden nefret ediyorsun
onu kazıyıp
çıkarmak istiyorsun hafızandan
onu hiç tanımamış olmayı diliyorsun
canın yanıyor
canı yansın istiyorsun
kızıyor ve nefret ediyorsun

sonra
sonrası sessizlik
geçiyor.
ona, acıyorsun

ö.ö

Hırka

Biri ölür üzülürsün
sonra
sandalyenin üzerine asılı
hırkasını görürsün
o hırka, bu kez seni öldürür
nefes almanı engeller
gözlerin dolar
içinde kocaman bir boşluk
midende bir ağrı
ve boğazında bir yumru kalır


ne zaman biri ölse
o kokan
onunla olan
ana ait olan her anı
beni öldürür

ö.ö

Pazartesi, Şubat 27, 2012

çift

tek olan hiç bir şeyden hoşlanmadığımı
daha önce söylememiş miydim?
tek sayılar gibi
onları bölemezsin çünkü.
canından bir parçayı tutup
ona yabancılaştıramazsın asla
bir tek sayıyı tutup da kalansız
ikiye bölemezsin.
tek sayılardan, nefret ediyorum.
tek olan her seyden nefret ediyorum
eşi kayıp çoraplar
teki kaybolmuş tokalar
tek camı kırılmış gözlükler
tek çocuklar.
tek başına yağmurda yürüyen insanlar
...
sadece çift olan şeyleri severim
iki gibi
mesela.
hem benim ismim bile çiftli
doğum günüm bile
şimdi bir de kalkıp
çocukları neden sevmiyorsun dersiniz
çocukları
çift yaratmalıydı tanrı
çift ve bitişik

ö.ö
22.04

Vincent van Gogh

Vincent van Gogh hâlâ
Dünyanın en yetenekli ressamıysa eğer
Bunun tek bir sebebi var;
Van Gogh bir deli.
Renklerin ve tabiatin sesini duyabilen bir deli.
Düşünün gökyüzündeki dansı
Ve sıradan insanların göremediklerini gören bir dahi.
Alay edilen, taşlanan ve dışlanan
Yalnızlık içinde sefil hayatını süren
Kendine acıyan, günlerce ağlayıp
Bir sabah kahkahalara boğulan
Ay çiçeklerini yarı insan sanan...
Hassas, kırılgan, narin Van Gogh.
Van Gogh bir büyü,
Bulutlata sarılmış yıldızlar kadar ulaşılmaz
Ve hayranlık uyandırıcı bir gece.
Çünkü o bir deli
Çünkü o bir özgür
Çünkü o kimsenin göremediğini gören adam
"O" olabilmekse eğer sorun
Sır; gecede ve mavide ve sarıda.

ö.ö

*En sevdiğim ressama ithafen



Çarşamba, Şubat 22, 2012

Sadece

belki de bir yılbaşı gecesi
kafan hafif dumanlı
yahut akşamüstü bir yaz gününde
boş bir kabuk gibiyken ruhsuz gözler
yalnız bir sonbahar sabahı huzuru gibi
seni sadece, sevmek isterdim

ö.ö

Pazar, Şubat 19, 2012

Beni çok sevseydin; seni asla sevemezdim. Sorun şu ki sen beni hiç sevmedin
ö.ö

Pazartesi, Şubat 13, 2012

''Beynimizin en ilkel haliyle aşık oluruz: Sürüngen beyniyle… Aşık olunca serotonin seviyemiz bir nevrozun seviyesine düşer. Normalde bu depresyona yol açar ama aşık insandaki sonucu sevdiği kişiye tapılmasıdır ve bu uyuşturucu gibidir. Ama uyuşturucunun etkisi geçtiğinde vücut artık kendini diğer kişi olmadan düşünemez.İşte bu bağımlılığa bir isim vermişler: Aşk. ''

-alıntıdır

Tanrıya not

Tanrım; planın ne anlamıyorum ama bence artık hayatımı yerde sektirip havaya fırlatmayı kesmelisin çünkü bu midemi bulandırıyor.
Sence de bana bir açıklama borçlu değil misin, ha ne dersin?
Bu güne kadar başıma gelmesinden korktuğum ne varsa karşıma çıkarıp, olmaktan korktuğum insana dönüşmemi izlemek sana zevk mi veriyor?
Hani şu senin çok sevdiğin ama benim nefret ettiğim?
Ne?
Hayatımı ben mi kontrol ediyorum.
Boşversene.
Sana çok kızgınım.
Umarım bunu anlıyorsundur, lütfen her şeyi zorlaştırmayı kes artık.
Seni seviyorum ve iyi geceler

ö.ö

Tanrıya not1


son olarak; mısır piramitiiiiim neredesiiin?

Cuma, Şubat 10, 2012

''Güneşin doğuşuna hiç şahit olmayanlar, batışını romantizm sanarlar.''
Nietzsche

Not

bazı geceler; sırf sen uykunu al diye perdeleri çekeceğim
hatta bazı sabahlar sırf sen yanımda biraz daha kal diye
uyuyor numarası yapacağım
şunu bilmeni istiyorum; seni çok seveceğim.
ama bunu asla sana söylemeyeceğim
belki çok kavga edeceğiz
bir kaç tabak ve biraz da kalp kıracağız
sen çekip gideceksin, ben ağlayacağım
yine de seni sevdiğimi asla bilmeyeceksin
çünkü seni sevdiğimi öğrendiğin gün
asla geri dönmeyeceğini biliyorum
özür dilerim.

ö.ö

#

Perşembe, Şubat 09, 2012

Nasıl anlatmalı

nasıl anlatmalı bir hayalden ibaret bu adamı
nasıl anlatmalı sevda dolu bir yürekte tutuştuğu bu savaşı.

sevdasında heyecan dolu bir genç romantik
kavgasında yanakları al al bir çocuk!

yeni dünya peşinde bir hayalperest
ve saf mutluluk dolu bir koca adam

nasıl anlatmalı seni satırlarda söyle
nasıl anlatmalı seni sevdalarında?

ah sen sevdiğine bulutlarda bir dünya yaratan adam;
ah küçük bir çocuk gibi hevesini kaybettiğinde oyuncağını bırakan adam
nasıl anlatmalı seni, seni hiç tanımayan bu dünyaya?

sevdasında bir romantik
kavgasında bir çocuk
neden yanlış zamanların
yanmış aşığısın, söyle?

ö.ö

en sevdiğim yalancı şaire

Pazartesi, Şubat 06, 2012

Sanki

sanki bazı insanlar
hiç beklenmedik bir anda
davetsizce hayatınıza girmek için varolmuşlar.

canınızı acıtacağından,
-hem de hiç farkında olmadan yapacaklarından-
adınızdan olduğu kadar, emin olduğunuz insanlar onlar.

canınızı acıtacağını bilmeniz ve buna katlanmaya hazır olup olmamanız bir yana,
hayatınızda var olmalarını isteyip istemediğinizden bile emin olamayacaksınız.

ama en kötüsü, dediğim gibi; canınızı acıtacak ve acıttığını
asla fark etmeyecek insanlar olmaları.


üzgünüm,
onlara aşık olacaksınız.

ö.ö

Pazar, Şubat 05, 2012

ben-cil

neden bu kadar bencilsin diye sormuştu bana
çok güldürmüştü bu beni.
saflığı ve çocuk kalbi güldürmüştü beni.
gözlerimden akar yaşı silerken
gözlerine bakmıştım;
kimseyi sevmem ben
bunu öğrenmelisin, henüz küçüksün demiştim
kaşları çatılmış kısa çirkin parmakları kasılmış
o çocuk sesiyle, ben artık 17 yaşındayım diye kızmıştı.

ah küçük çocuk, daha çok büyüyeceksin
ben kimseyi sevmem bunu göreceksin
sen de sevmeyeceksin
çünkü insanlar da seni sevmeyecek
çünkü sen de farklısın
çünkü sen de bencilsin
çünkü bencil olmazsan bu hayatta
senden geriye tek kalan
''sıradan'' olur.
unutma çocuk daha çok büyüyeceksin

ö.ö



sen ve kar ve gece

sen kokulu zamanlar sığdırdım
kahverengi bi bavula
giderken yanında götür.
sen dolu her satırı buruşturup
yaktım yalnız bir sobada
ve ben sanılan içimdeki her seni
tutup kolundan attım dışarı
bu gece yalnız uyuyacagim.
pencerede kar ve ay
ve sorular bırakacağım gittiğim her yerde.
gece güne yürüyor
kar yalnız ve ay solgun
perdeleri kapatmalı,
kar uykuya özeniyor.
sahi; bulutlar bu kadar cok karı,
nereden buluyor?
ö.ö

Pazar, Ocak 29, 2012

Doğmak

Kim olarak doğacağıma karar verme hakkım olsaydı
asla doğamazdım. Çünkü, bu kafa karıştırıcı olurdu.
Ya da olmazdı. Bilmiyorum, kafam karıştı.
ö.ö

bir de anne olmak çok ilginç değil mi
eğer 26256 yaş daha yaşlı olsaydım -30'larımda falan-
içimde bir canlının hareket ettiğini hissetmekten deli gibi korkardım
hey, o şey içinizde sizi yemiyor mu gerçekten?
ve neden son günlerde okuduğum kitaplar izlediğim filmler ve denk geldiğim diziler hep ''hamile'' temalı, Tanrım bu çok korkutucu.

Her neyse gidip ojelermi tazelemeliyim, ben henüz 17 yaşındayım.

ö.ö

Anılar ve ölüler

öldükten sonra hakkımda ne hatırlanacağını merak ediyorum.
ve tabii, ne zamana kadar hatırlanacağımı.

genellikle rüyalarımda kendi cenazemi görürüm
kendim için üzülmekten çok
insanlar benim hakkımda ne konuşuyor
bunu duymaya çalışırım
neden bilmiyorum, ama bence bu;
sonsuzluğun sonundan bile daha ilginç bir soru.

öldükten sonra hakkımızda konuşulanları değiştiremeyeceğiz
anılarda hep öyle kalacağız
ah eminim çok can sıkıcı olmalı
bir anı olsaydım çok sıkıcı olur
ve hatırlanmaktan hoşlanmazdım
-en az kırmızı ojeler kadar can sıkıcı-
(istediğin kadar aseton kullan, kırmızı ojenin izlerinden asla tamamen kurtulamazsın)
ve garip olan ne biliyor musunuz
bunu ölmeden önce asla öğrenemeyecek olmamız
ö.ö

Salı, Ocak 17, 2012

İyi geceler öpücüğü

Bir insan size aslında göründüğü gibi biri olmadığını, özünde; duygusal, sıcak, samimi ve pazarlıksız biri olduğunu söylediğinde onu dinleyin. Ardından sizin için değişebileceğini, sizin kurallarınızla yaşayabileceğini, hatta hayatını size adayabileceğini söyleyecektir. -Çok hoş değil mi?- "Sizin için değişecek bir erkek" işte her kızın aradığı(nı sandığı) şey.

Bir erkek size bunları söylüyorsa aksi yöne doğru koşarak kaçmanızın tam zamanıdır. Çünkü insanlar değişmezler. Neye inanırsanız inanın elinde doğduğu andan itibaren kendi seçimleriyle yaşamış bir ruh varken asla kumandayı başkasına teslim edebilecek biri yoktur. Kendinizi kandırmayın bunun siz de farkındasınız.

Hayat elimize hazır verilmez, kendi tercihlerimiz biri bulunduğumuz yere getirir. Kendi felaketimizi de kurtuluşumuzu da biz yazarız. Bir başkasının kalemine ihtiyaç duyacaksam var olmamın ne anlamı var ki?

Asla değişebileceğini idda eden insanlara inanmayın onlar tam da gerçekte olmadıklarını iddia ettikleri insanlar.

Tatlı rüyalar.

ö.ö

Ha unutmadan; insan 7'sinde neyse 70'inde de odur. En başta kendimden biliyorum!

Çarşamba, Ocak 11, 2012

Ama sen

canım çok sıkılıyor
çok mutsuzum
neden ki bu çok saçma
sana da oluyor mu bu
bazen o kadar yalnız oluyorum ki
o kadar üzülüyorum ki ağlayasım geliyor
bence yanız değilimdir
dimi

hıı?
dimi?
bana cevap verir misin içimdeki ses?
hiç çok pişman olduğun oldu mu
benim olmadı da
ondan
çok
başım ağrıyor
ama bazı insanlara çok kızıyorum
o kadar kızıyorum ki bağırıp çağırmak
kafalarına bişeyler fırlatmak istiyorum
ama yapmıyorum
neden?
sen yapar mıydın
bence çok boş şeyler var
insanlar hep yanlış şeyler yapıorlar
yanlış insanlar
yanlış kararlar
yanlış yanlış yanlış
neden
kimse dersine çalışmıyor
benim moralim neden çok kolay bozuluyor
tatile daha çok var
ama kimse beni aramıyor
kimse beni merak etmiyor
kimse beni sevmiyor mu yoksa?
neden bu kadar yalnızım
neden bana cevap vermiyorsun
seninle konuşmıycam
baybay.

ama sen
benimle konuş

Ütopya

Beraber olamayacağımız kesin bir gerçekti
Bir arada birbirini tüketen
Ve ayrı ayrı anılarıyla tükenen iki insan
Asla beraber ya da ayrı olamayacak
Asla tam olamayacaktık
Bu bizim kaderimizdi
Değiştirebilir miydik?
Sana dair tüm hatıralarımı sildirmek
Kulağa hoş geliyor
Bunu istediğini biliyorum
Ama sanıyor musun ki
Tüm anılarını ve duygularını
Bir silgiyle sildirebilsen
Hani, diyorum ki bu mümkün olsa
Beni sevmekten vazgeçebilir miydin?
Yahut ben,
Seni unutabilir miydim?
Sen küçük hayalperest bir ütopya kahramanı
Bir gün yeniden karşılaştığımızda
Hiç bir şeyin anlamı kalmayacağını
Şimdiye dek anlayamadın mı?


*Bir film üzerine; Eternal Sunshine of the Spotless Mind


ö.ö

Salı, Ocak 10, 2012

Cemal Süreya

“Tanrı binbirinci gece şiiri yarattı/ Binikinci gece Cemal’i./ Bin üçüncü gece şiir okudu Tanrı/ Başa döndü sonra,/ Kadını yeniden yarattı.” Ülkü Tamer.

“Cemal Süreya mıdır nedir,(…) bir şair çıkardınız başıma.” Nurullah Ataç.

“Jean Paul Sartre ve Cemal Süreya, dünyanın en küçük devletleri. İkisinde de bir devlet olabilecek kadar birikim var” Aziz Nesin.

''İnsan bir fabrika olsaydı, ne üretiyor olurdu? -Mazeret'' İbrahim Tenekeci.

'İnsan bir fabrika olsaydı?' Biri size hastalıklar yüzünden bir daha asla acı çekmek zorunda kalmayacağınızı söyleseydi? Never Let Me Go http://www.youtube.com/watch?v=EUPsKjdtQSM

Tell me how am I supposed to live without you

Çaresizlik içinde kalacağın zamanlar olacaktır
Hep olmuştur.
Gitmek dışında hiç bir şey yapamayacağını bildiğin halde,
Gitmek canını yaktığı halde,
Zaman arkadaş kalamayacağınız kadar geç olmuştur.

Yapman gereken şey
Zamanın
Ve şarkıların sihrine inanmak

Sanırım

Umarım

Kalan

Isteyip de söyleyemediğin kelimelerle dolu
Birkaç kalın kitabın olacak.
Bir de eteğinden çekiştiren küçük çirkin; pişmanlık,
Şu kısacık ömründen kalan
ö.ö

Seviyorum

Kaybolmasın diye lastik ayakkabılarını
Toprağa gömüp de
Bütün bir kışı kar üstünde
Yalınayak geçiren çocuk.
Ben bir seni unutmam
Bir de hiç tanımadığım, anneni.
Simsiyah saçlarını sırtında bir örgüyle
Esir eden, o koca yürekli kadını
Biliyor musun çocuk, ben kimseyi sevmem
Yalnız eğer bir babaannem olsaydı
Bir tek onu
En çok onu severdim.
Seni seviyorum çocuk
Kaybettiğin ayakkabılar gözümdür
Sen üşüme
Seni seviyorum
Başımı dizine yaslayıp
Titrek ellerinden
Masal dinler gibi.
Seviyorum

ö.ö

Sevmiyorum

En sevdiğim şiirin sebebiyken sen
Söylesene gözyaşlarımdan
Nasıl sorumlu tutmazsın kendini?
Sen bencil kadın,
Sen yalnız kadın.
Hiç sevdin mi, söyle
Kızım diye anarken adımı?
Peki ya sen yalnız adam,
Sen bencil adam?
Gözlerinde gözlerimden renk taşırken
Söyle, baktığın aynalara hiç mi sormadın kızını?
Hiç özlemedin mi?
Hiç mi merak etmedin
Saçlarımın rengini?
Ne var biliyor musun

Gözyaşların çok sahte.
Seni sevmiyorum

ö.ö

Cuma, Ocak 06, 2012

Küçücükken

Biletleri ve olmayan vagonları
Hep geç kalan bir tren
Taşıyor yolcularını
Bu insan sirkinden.
Eskiden çok eskiden
Ben küçücükken
Ölüm dolabın üst rafına saklıyken
Bir rüya örüyor ağlarını
Gözyaşı ve biraz da kan kokulu iplikler
Bileklerine sarılı bekleşiyorlar.
Hiç gelmeyecekmiş gibi
Geç kalmış bu tren.
Saat 3 geçiyor geceyi
Sarı bir balık gibi
Dalgalı telaşsız
Kum dolu gözleri ve saçlarında sular
Yaslanıyor ardına
Bir rüyaya dalar gibi
Ben küçücükken
Ölüm dolabın üst rafına saklıyken

ö.ö

http://www.youtube.com/watch?v=Ow-ZFWbKXKA

ya da http://www.youtube.com/watch?v=jKqE6_PttLU
hangisini daha çok seveceğime karar veremedim.

Saç

Saçları kulak hizasında
Ve küt kadın.
-Oysa ne severdi uzun saçlarını-
Çocukluk fotoğraflarıyla, birebir.
Sanki özler gibi;
Çocuk günleri.
Verilmiş bir söz gibi şimdi
İzin vermiyor uzamasına hiç bir şeyin
Ne saçlar, ne insanlar
Ne de yersiz çocukça duygular.
Anılar; kör bir makasın ucunda
Kesilmeye hazır.
Bir tutam kestane rengi saç şimdi
-Oysa ne severdi uzunken saçlarını.-
ö.ö

İsim

Peki ya sen, dedi genç adam
Tanışalı üç dakika olmadan, genç kadına;
Seni kim unuttu?
Genç kadın, dudaklarında hüzünlü, -sahte- bir gülüşle öylece
Durdu. Adamın gözlerinin içine baktı
Bir rüzgar ki esti -deniz ve tuz kokulu
-Genç kadının gözleri toprakta ve gölgede-
Hiç, dedi
Hiç mi? Şaşırdı genç adam.
Evet hiç, güldü yine kadın ve suya daldırdı ellerini.
Saçları uzun, su kadar dalgalı kadın.
Hiç, sadece ayakkabılarımı arıyorum.
Gitmek, gidebilmek için buradan.
-Anılarını düşürmüş bir kız çocuğu-
Canımı daha fazla acıtmadan.
Durdu genç adam
Bir rüzgar ki esti -deniz ve tuz kokulu-
Gülüşü durdu, rüzgar durdu
Gölge ve dalga bile soldu
Arkasını döndü ve yürüdü genç adam
Neden sonra durdu ve sordu
Adın? adının anlamı...
Evet bayım,
Ve hoşçakalın

ö.ö

Pazartesi, Ocak 02, 2012

Çocuk

Yarısı yenmiş ojelerim gibi
Çocuk olmak
Eksik ve çirkin.
Saçma değil mi?
En güzel şeyin çocuk olması
Bir kanun olmalıydı oysa.
ö.ö.